Anadolu Mesaj Güncel

Yaşamın akışına notlar, gökyüzüne yorumlar

Psikoloji

Farkında Olmadan Taklit: Karşımızdakine Benzeme Eğilimi

İnsanlar sohbet ederken duruşunu, temposunu ve kelimelerini farkında olmadan birbirine benzetir. Bu sessiz taklit eğilimi neden gelişir, ne zaman yararlıdır ve kişiyi kendi ölçütlerinden ne zaman uzaklaştırır?

İki kişi uzun bir sohbete daldığında çoğu zaman farkına varmadan birbirine benzemeye başlar. Biri öne eğilir, kısa süre sonra diğeri de eğilir. Biri kollarını kavuşturur, karşısındaki de benzer bir duruşa geçer. Konuşma hızı, ses tonu, hatta kullanılan kelimeler yavaşça birbirine yaklaşır. Kimse bunu planlamaz, kimse bunu istemez; yine de olur. İnsan davranışının bu sessiz taklit eğilimi, ilişkilerin nasıl kurulduğunu anlamak için sanılandan daha önemli bir ipucu taşır.

Taklit Neden Bu Kadar Kendiliğinden Gelişir?

Taklit, öğrenmenin en eski ve en ucuz yoludur. Bir davranışın nedenini anlamak zaman ve deneme gerektirir; onu yapan birini izleyip tekrarlamak ise çok daha hızlıdır. Çocukluk boyunca dil, yürüyüş biçimi, sofra âdetleri ve duygusal tepkiler büyük ölçüde bu yolla edinilir. Yetişkinlikte bu mekanizma kapanmaz, sadece görünmez hale gelir. Yeni bir işe başlayan kişinin birkaç hafta içinde ekibin konuşma kalıplarını benimsemesi, bilinçli bir karardan çok bu eski kestirmenin devam etmesidir.

Bu eğilimin ikinci bir işlevi daha vardır: benzerlik yakınlık sinyali üretir. Karşısındakine benzeyen kişi daha az tehdit edici, daha anlaşılır görünür. Duruşu ve temposu uyuşan iki insan, aynı içerikte konuşsalar bile birbirini daha kolay ikna eder. Bu yüzden taklit yalnızca bir öğrenme aracı değil, aynı zamanda ilişkinin kendisini yumuşatan bir zemindir. Sohbetin akışkan hissedilmesi genellikle bu görünmeyen uyumun eseridir.

Uyum Sağlamak ile Kendini Kaybetmek Arasındaki İnce Çizgi

Her taklit yararlı değildir. Bir grupta uzun süre kalan kişi, önce konuşma biçimini, sonra tercihlerini, en sonunda da ölçütlerini gruba benzetmeye başlayabilir. Burada sorun benzemenin kendisi değil, benzemenin fark edilmeden karar alanını daraltmasıdır. Kişi bir süre sonra neyi gerçekten istediğiyle çevresinde beğenilen şeyi ayırt etmekte zorlanır. Bu ayrımın kaybolduğu yer, çoğu zaman ilerideki pişmanlıkların da kaynağıdır.

Ayırt etmek için pratik bir soru işe yarar: "Bunu yalnız başımayken de seçer miydim?" Yanıt tereddütlüyse, seçim büyük olasılıkla ortamdan ödünç alınmıştır. Bir başka ölçüt de zamandır. Ortamdan ayrıldıktan bir hafta sonra hâlâ aynı istekle duran tercih genellikle kişinin kendisine aittir; ortam değişince buharlaşan tercih ise taklidin kısa ömürlü bir yankısıdır.

Örnek Almak Kopya Çekmek Değildir

Bir ustayı, bir öğretmeni ya da saygı duyulan bir tanıdığı örnek almak, gelişimin doğal parçasıdır. Ancak örnek almanın verimli biçimi, sonucu değil yöntemi taklit etmektir. Sonucu taklit eden kişi, o kişinin ulaştığı noktayı kopyalamaya çalışır ve genellikle ne o noktaya varır ne de kendi yolunu kurar. Yöntemi taklit eden kişi ise nasıl çalıştığını, hangi hataları nasıl düzelttiğini, neye zaman ayırdığını izler. Bu ikinci yol, taklitten özgünlüğe geçişin köprüsüdür.

Pratikte bu ayrım şöyle görünür: bir yazarın cümlelerini ezberleyip tekrarlamak kopyadır; nasıl kurgu kurduğunu, hangi ayrıntıyı neden attığını çözmeye çalışmak öğrenmedir. Bir zanaatkârın ürettiği nesneyi birebir üretmek taklittir; elinin hangi aşamada yavaşladığını görmek ustalıktır. İkisi arasındaki fark, sonuçtan çok sürece bakmakta yatar.

Gerçek Yakınlığı Sahtesinden Ayırmak

Taklit yakınlık sinyali ürettiği için, bu sinyal bilinçli olarak da kullanılabilir. Aşırı uyum gösteren, her cümleye "ben de tam öyle düşünüyordum" diye giren, hiçbir konuda ayrışmayan bir muhatap rahatlatıcı görünür ama bilgi vermez. Gerçek yakınlığın işareti tam benzerlik değil, ayrım noktalarının rahatça söylenebilmesidir. Bir ilişkide karşı taraf farklı düşündüğünü sakince söyleyebiliyorsa, uyum gerçek; her konuda anında hemfikirse, uyum büyük olasılıkla yüzeyseldir.

Aynı ölçüt kalabalık ortamlar için de geçerlidir. Bir grupta herkesin aynı görüşte olması çoğu zaman görüş birliğinden değil, ilk konuşanın belirlediği tondan kaynaklanır. Sonrakiler farkında olmadan o tonu tekrar eder. Bu yüzden toplantılarda görüşlerin sırayla değil de ayrı ayrı toplanması, taklidin gölgelediği farklılıkları görünür kılar.

Taklit Eğilimini İşe Yarar Hale Getirmek

Bu eğilimden kaçmak mümkün değil; onu yönlendirmek mümkündür. En basit yöntem, kimin yanında zaman geçirildiğine dikkat etmektir. Sürekli birlikte olunan insanların çalışma temposu, konuşma üslubu ve sabır düzeyi zamanla kişiye geçer. Bunu bilerek, öğrenilmek istenen alanda iyi olan kişilerle daha çok vakit geçirmek bilinçli bir tercih olabilir.

İkinci yöntem, taklit edilecek şeyi daraltmaktır. Bir kişiyi bütünüyle örnek almak yerine yalnızca belirli bir davranışını almak daha sağlıklıdır: birinin dinleme biçimi, bir başkasının işini bitirme disiplini, bir diğerinin eleştiriye verdiği sakin tepki. Böylece kişi tek bir modelin kopyası olmak yerine, çok sayıda kaynaktan seçilmiş parçalarla kendi bileşimini kurar.

Üçüncüsü, düzenli aralıklarla geri çekilmektir. Ortamdan uzaklaşılan sessiz zamanlar, ödünç alınan tercihlerin gerçekten benimsenip benimsenmediğini test etmenin en güvenilir yoludur. Yalnız kalınan saatlerde hâlâ anlamlı gelen şeyler, kişinin kendi ölçütleridir.

Sonuçta taklit ne bir kusur ne de bir erdemdir. İnsanı hızla öğreten, ilişkileri yumuşatan, ama dikkatsiz kullanıldığında kişiyi kendi ölçütlerinden uzaklaştıran bir araçtır. Farkında olmak, onu kullanan ile onun tarafından kullanılan arasındaki tek gerçek farktır.